Bir arayıştır hayat. Doğumla başlayan ve ölüme kadar devam eden kesintisiz bir arama faaliyeti. Kimi mutluluk peşindedir. Bazısı servet, sağlık, zenginlik, arkadaş, aile veya kariyer… Şu dünyada boş bir hayalin peşinde ömrünü heder edenlerin sayısı da az değildir.
Pek çok insan zenginliğin, mutluluk getirdiğine inanır. Birçoğu şükrettiği için zengin olduğuna. Oysa hayat, peşinde koştuklarımızdan başkasını sunmaz bize. Ne ararsan umduğunu bulursun. Ne ekersen onu biçtiğin gibi. Peşinden koştuğunu yakalarsın. Sağlık, başarı, mutluluk, kariyer, bilgelik, para, itibar, zenginlik, sadık dost…
Bakmakla görmek aynı değildir. İnsanların büyük çoğunluğu bakar ama göremez. Herkesin bakıp geçtiği bir yerde belki de muhteşem fırsatlar gizlidir. Basıp geçtiğimiz kayanın altında büyük bir hazine gömülü olabilir. Onu bakmasını bilenler fark eder. Ancak unutulmamalıdır ki; kazması olanlar çıkarır. Önemli olan fırsatlara hazırlıklı olmaktır. Fırsat treni çok sık uğramaz hayat duraklarına. Uğradığı zaman binebilmek gerekir. İstasyonda değilsen ona binemezsin. Bir halk türküsünde de denildiği gibi “Kara tren gecikir, belki hiç gelmez.”
Aradığını bulmak istiyorsan onu doğru yerde aramalısın. Suya ulaşmak istiyorsan sondajını doğru yerde yapmalısın. Ürün almak için bereketli topraklara vurmalısın kazmanı. Kısacası işin sırrı doğru yeri kazmaktır. Çoğunlukla doğru yer hemen yanı başımızdadır. Elimizi uzattığımız yerde, gözümüzün hemen önünde. Ne var ki, bize el sallayan bu fırsatların çoğu zaman farkına bile varamayız.
Russell Herman Conwell, Elmas Tarlaları (Acres of Diamonds) isimli unutulmaz eserinde El Hafed isimli yaşlı bir İranlı’nın ilginç hikâyesini anlatılır: El Hafed, İndus Nehri çevresinde geniş meyve bahçeleri ve tahıl tarlaları olan zengin ve mutlu adamdır.
Günün birinde bu yaşlı çiftçiyi, Budist bir rahip ziyaret eder. İki arkadaş, şöminenin başında dünyanın yaratılışı üzerine derin bir sohbete dalar. Rahip, dünyanın başlangıçta bir sis ve duman bulutu olduğunu, bu kütlenin kendi etrafında dönmeye başladığını, dönme hızı artıkça ateş topu haline geldiğini söyler. Sıcaklığın artmasıyla birlikte dışarıdaki nem yoğunlaşmış ve şiddetli yağmurlar başlamıştır. Uzun süre devam eden yağışın etkisiyle dış kabuk soğumuş ve katılaşmıştır. Kürenin içini dolduran kızgın ateş, yer kabuğunun zayıf noktalardan patlamış böylece dağlar, ovalar, vadiler ve derin platolar ortaya çıkmıştır.
Rahip, konuşmasını söyle sürdürür:
-Bu erimiş kütlenin soğumasıyla önce granit, daha sonra gümüş ve altın, en sonunda elmas oluşmuştur. Elmas yaratılan madenler arasında en sonuncusu ve en değerlisidir. Tıpkı kadının da yaratılmışlar arasında en sonuncusu ve en kıymetlisi olduğu gibi. Sanırım bu ikilinin birbirinden bu kadar hoşlanmasının sırrı da burada saklıdır.
Yaşlı rahip, El Hafed’e, eğer bir avuç dolusu elmasa sahip olabilirse bütün ülkeyi satın alabileceğini, bir elmas madeni sayesinde tahtlarda oturabileceğini ve saraylarda yaşayabileceğini anlatır. Bütün akşam elmasların ne kadar değerli olduğunu dinlemekle geçer. O varlıklı insan, yatağına fakir ve mutsuz bir insan olarak girer. Elindekileri yeterli bulmadığı için fakir, kendini fakir hissettiği için mutsuzdur.
Elmasları bulma ve çok zengin olma hayali ile gece boyu uyku girmez gözlerine. Ertesi sabah erkenden rahibi uyandırır:
-Elmasları nerede bulacağımı söyler misin?
-Elmasları mı, onları neden istiyorsun? der rahip.
-Çok, çok zengin olmak istiyorum. Fakat nereye gideceğimi bilmiyorum.
-Eğer yüksek dağlar arasında, beyaz kumların üzerinde akan bir nehre rastlarsan o kumların arasında mutlaka elmasları görürsün.
-Böyle bir nehir olduğuna gerçekten inanıyor musun?
-İnanmaz olur muyum, hem de bütün kalbimle. Tek yapman gereken iş elmasları bulmak. Sonra onların hepsi senin olur.
-Gideceğim ve onu bulacağım. der El Hafed.
Çiftliğini satar, parasını alır, ailesini komşusuna emanet eder ve elmasları bulma hayali ile uzun bir yolculuğa çıkar. Afrika’daki Ay Dağları’ndan başlar arayışına. Filistin taraflarını, Himalayaları ve Avrupa Alplerini dolaşır. Parası tükenmiş, paçavralar içerisinde ve perişan vaziyette Cebeli Tarık Boğazına gelir. Herkül Kayalıkları’ndan Atlas Okyanusu’nun köpüklü sularına bakan zavallı adam bir anda kendini azgın sulara bırakır. Az sonra da gözden kaybolur.
Aradan yıllar geçmiştir. Günlerden bir gün çiftliğin yeni sahibi, El Hafed’in devesini suladığı akarsuda kumların arasında parlak bir taş görür. Gökkuşağının bütün renklerini yansıtan bir göze sahip bu kaya parçasını çekip alır. Bu acayip taşı eve götürüp şöminenin rafına yerleştirir.
El Hafed’in arkadaşı rahip, çiftliğe tekrar ziyarete gelmiştir. Şöminenin üzerinde parlayan ışık demetini fark ettiğinde heyecanla ayağa fırlar.
-İşte bir elmas, işte bir elmas!.. El Hafed döndü demek?
-Hayır hayır! El Hafed dönmedi, o da bir elmas değil. Onu burada bahçemizin içinde bulduk.
-Ben elması bilirim, bu bir elmas. der rahip.
Gerçektende buldukları taş, kıymetli bir elmastır. Heyecanla hep birlikte bahçeye koşarlar ve parmaklarıyla kumları karıştırırlar. Başkalarını, ilkinden daha güzel ve değerli elmasları bulurlar. Böylece büyük rezerve sahip Golconda Elmas Madeni’ni keşfederler.
Mutluluk, sıcacık yuvamızda, eş ve çocuklarımızın yanı başındadır. Huzur, akraba ve dostların gülen yüzlerindedir. Yabancı mekânlarda ve başka insanların hayatlarında teselli arayan asla huzur bulamaz. Kuralsızca zevklerinin peşinden gidenin varacağı yer uçurumdur. Deniz suyu içen adam gibi sürekli daha fazlasını ister. Her gün yeni maceraların peşinde sürüklenerek yorgun ve bitkin düşer.
En büyük zenginlik, gönül zenginliğidir. Öyle varlıklı kimseler vardır ki, gönülleri çöl kadar kuraktır. Yoksul olduğu halde etrafını gül bahçesine dönüştüren fakirler aslında zengindir. Para mutluluk kaynağı değil, sadece refah sağlama aracıdır. Sana ve sevdiklerine yararı olmayan paranın sahibi değil, sadece bekçisi sayılırsın. Çoğa tamah edip hırs gösterenler, aç kurtlara benzer. Hırsının peşinde koşturup duran kurdun zayıflığının nedeni aç gözlülüğüdür.
Herkesin gördüğünü gör fakat herkesten farklı düşün. Düşünceni, projeye dönüştür. Uygulamaya dönüşmeyen proje, ne kadar orijinal olursa olsun kâğıt parçasından başka bir anlam taşımaz. Fikir adamı olmak büyük meziyet olmaktır. Ancak asıl marifet iş ve eylem adamı olabilmektir. Başardıklarını küçük görme. Başarı, suya atılan taşın oluşturduğu birbirini tetikleyen dalgalar gibidir. Küçükten büyüğe doğru genişler. Küçük işi başaramayanın büyük işleri başarması mümkün değildir.
Yaptığın iş ne olursa olsun en mükemmel şekilde yap. İşinin kalitesini senin bilgin, yeteneğin, tecrüben ve motivasyon seviyen belirler. Seni rakiplerinden farklı kılan uzmanlığındır. Kendi alanında derinleşerek uzman olabilirsin. Hazineyi gömülü olduğu yerden çıkarabilirsin. Orada olduğundan eminsen yılmadan kazmaya devam etmelisin.
Dr. Hasan ERDOĞAN
Danışman & Eğitmen

